On Üçüncü Nota: Medar-ı iltibas olmuş beş meseledir.
Birincisi: اِنَّكَ لَا تَهْدٖى مَنْ اَحْبَبْتَ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ يَهْدٖى مَنْ يَشَٓاءُ sırrıyla tarîk-ı hakta çalışan ve mücahede edenler, yalnız kendi vazifesini düşünüp Cenab-ı Hakk’ın vazifesine karışmamaları lâzım geldiğini; ve şiddet-i hırs yüzünden, vazife-i ubudiyet ve memuriyeti, âmiriyet ve mabudiyetle iltibas edenlere karşı tefrik edip haddini tecavüz eden insana makamını gösteren, herkese lüzumlu bir meseledir.
İkinci Mesele: Ubudiyetin menşei, emr-i İlahî ve neticesi, rıza-yı İlahî ve semeratı ve fevaidi, uhreviye olduğunu ve dünyaya ait faydalar ve semereler ve menfaatler, ubudiyete, vird ve zikre illet veya illetin bir cüzü olsa, ubudiyeti kısmen iptal ettiğini beyan ile sırr-ı ubudiyetin hikmetini ders veren çok mühim ve lüzumlu bir meseledir.
Üçüncüsü: طُوبٰى لِمَنْ عَرَفَ حَدَّهُ وَلَمْ يَتَجَاوَزْ طَوْرَهُ hadîs-i kudsîsinin mukaddes düsturunu güzel bir temsil ile izah edip ubudiyetin esası olan acz, fakr ve kusur ve naksını bilmek ve niyaz ile dergâh-ı İlahînin rahmet kapısını çalmak lâzım geldiğini hem her amelde bir ihlas ciheti olduğundan insan, hareketinde rıza-yı İlahîyi düşünüp vazife-i İlahiyeye karışmamasıyla a’lâ-yı illiyyîne çıkacağını yol gösteren mühim bir meseledir.
Dördüncü Mesele: وَلَا تَاْكُلُوا مِمَّا لَمْ يُذْكَرِ اسْمُ اللّٰهِ عَلَيْهِ âyetinin mana-yı işarîsiyle, Mün’im-i Hakiki’yi hatıra getirmeyen ve onun namıyla verilmeyen nimeti yemek ve almak caiz olmadığını, eğer muhtaç ise esbab-ı zahiriyenin başı üzerinde Mün’im-i Hakiki’nin rahmet elini görüp, “Bismillah” deyip alınacağını hem esbab-ı zahiriyeyi perestiş edenleri aldatan, iki şeyin beraber gelmesi veya bulunması olan iktiranı, illet zannetmelerini güzel ve mukavemetsûz izahla, yüzleri Mün’im-i Hakiki’ye çevirir.
Beşinci Mesele: Bir cemaatin sa’yleriyle hasıl olan bir netice veya şerefi, o cemaatin reisine veya üstadına vermek hem cemaate hem de o üstad ve reise zulüm olduğu gibi Cenab-ı Hakk’ın nur u feyzine ma’kes ve vesile ve vasıta olan üstadın, masdar ve muktedir ve menba telakki edilmemek lâzım geldiğini, güzel bir temsil ile ispat edip, hakikat-i hale pencere açıp gösterir.

