mütefekkir ve kahraman-ı İslâm olan Bedîüzzaman Said Nursî’yi mahkemelere verdirdiler. Eskişehir, Isparta, Denizli, Ankara, Afyon, İstanbul Ağır Ceza Mahkemeleri… Neticede gizli ders, tarîkatçılık, cemiyet kurmak gibi ittihamların tamamen hilaf-ı hakikat olduğu ispat edilerek beraetler verildi.
Mahkemelerce tebeyyün etti ki: Risale-i Nur serâpa İslâmiyet, Kur’an, iman hakikatlerinden ibarettir ve Nur talebeleri Kur’an’a kopmaz rabıtalarla bağlanmışlardır. Dini hiçbir şahsî, dünyevî, süflî menfaatlere âlet etmedikleri ve sadece rıza-yı İlahî için çalıştıkları güneş gibi tezahür etti. Çünkü Risale-i Nur bin seneden beri İslâmiyet aleyhine ve insaniyet zararına tahribatçı, küllî cereyanlara karşı sarsılmaz delil ve hüccetlerle tam mukabele edip din düşmanlarının temellerini dağıtıyor.
İşte biz de bizim ebedî hayatımızı ve ebedî saadetimizin anahtarı imanımızı bu dalalet asrında bize kazandıran Risale-i Nur’u okurken ve yazdıklarımızı tashih ederken sanki dinsiz, komünistlerin saçma ve düzmece zehir saçan evraklarını okuyormuşuz gibi yakalanıp mahkemeye veriliyoruz.
Masum dindarların aleyhinde olan dinsiz komünistler hem etrafa evham vererek bizim

