elinde beyhude zayi olmasın. Sonunda sana büyük fayda versin. Sen bir memursun, asker gibi muvazzafsın. Öyle ise onun namıyla çalış, onun hesabıyla sa’y et. Muhtaç olduğun bütün şeyleri sana bahşeden ve rızkını veren, muktedir olmadığın şeylerden seni hıfzeden odur. Senin gaye-i hayatın, Mabud’un tecelliyatına ve esma ve şuunatına mazhariyettir.

Sana bir musibet geldiği vakit de ki: اِنَّا لِلّٰهِ “Ben, onun hizmetindeyim. Ey musibet! Eğer Rabb’imin izin ve rızasıyla gelmiş isen merhaba safa geldin. وَاِنَّٓا اِلَيْهِ رَاجِعُونَ Biz ona gideriz ve onun rü’yetine müştakız. Günün birinde elbette bizi hayatın vazife ve tekâlifinden âzad edecektir. Ne var, o âzadlık bugün olsun. Hem ey musibet! Senin elinde olsun. Yok, eğer Rabb’imin irade ve emriyle beni tecrübe ve imtihan için gelmiş isen fakat Rabb’imin beni âzad etmeye izin ve rızası yoksa kuvvetim yettikçe ben, emaneti emin olmayana teslim etmeyeceğim. Haydi git ey zalim musibet!..”

Ey hayalî arkadaşım! Hakikat-i hal, iki tarafta bu minval üzeredir. Lâkin hidayet ve dalalette derecat-ı insan mütefavittir.