ve sıfât ve esma-i İlahiyeyi bildirsin, yani bu kitab-ı kâinatın maânîsini anlatıp tâ Hâlık’ı tanıttırsın. Demek Kur’an mevcudata, kendileri için değil; mûcidleri için bakıyor. Hem umuma hitap ediyor. İlm-i hikmet ise mevcudata, mevcudat için bakıyor. Hem havassa ve ehl-i fenne hitap ediyor. Öyle ise mademki Kur’an-ı Hakîm mevcudatı delil yapıyor, bürhan yapıyor, delil zahir olmak ve nazar-ı umumîde çabuk anlaşılmak gerektir.

Hem mademki Kur’an-ı Mürşid, bütün tabakat-ı beşere hitap ediyor. Kesretli tabaka ise tabaka-i avamdır. İrşad ister ki lüzumsuz şeyleri ibham ile icmal etsin; dakik şeyleri, temsil ile takrib etsin. Mağlatalara düşürmemek için nazar-ı zahirîlerinde bedihî olan şeyleri lüzumsuz, belki zararlı bir surette tağyir etmesin.

Mesela güneşe der: “Döner bir siracdır, bir lambadır.” Zira güneşten, güneş için ve mahiyeti için bahsetmiyor; belki bir nevi intizamın zembereği ve merkezi ve intizam ve nizam ise Sâni’in âyine-i marifeti olduğundan bahsediyor. Evet وَالشَّمْسُ تَجْرٖى der. Yani “Güneş döner.” Bu döner tabiri ile kış ve yazın, gece ve gündüzün deveranındaki muntazam