O da cevaben: “Lebbeyk!” der. Sonra dersin: “Bana şu taamı veyahut şu dermanı ver.”

Hekim bazen münasip gördüğü matlubu aynen verir, bazen istediğinden daha a’lâsını verir, bazen de senin hastalığına zarar olduğu için cevap verdiği halde sana bir şey vermez.

Dua, bir nevi ibadet olduğu için hâlis olmak gerektir tâ ki kabul olunsun. İbadetin semeratı ise uhrevîdir. Dünyevî işler, o ibadatın evkat-ı mahsusalarıdır.

Mesela yağmursuzluk, yağmur namazının vaktidir. Namaz, yağmur yağması için vaz’edilmemiştir. Umûr-u dünyeviye niyet edilse o ibadet olan dua hâlis olmadığı için kabule lâyık olmaz.

Evet nasıl ki gurûb, mağrib namazının vaktidir. Ay ve güneşin tutulmaları da salâtü’l-küsuf ve’l-husuf denilen iki ibadat-ı mahsusanın vaktidir. Yoksa gaye değil ki namaz kılmakla tâ güneş ve kamer açılsınlar. Çünkü güneş ve kamerin açılmaları zamanı muayyendir. Fâtır-ı Zülcelal, bu iki âyât-ı azîmin nikabı zamanında yani perdelendikleri zamanda ibadını, ibadete davet eder.

Onun gibi yağmursuzluk da yağmur namazının vaktidir. Yağmurun gelmesinin gayesi