Ezcümle: Bir hadîste “Âhir zamanın dehşetli bir şahsı sabah kalkar, alnında هٰذَا كَافِرْ cümlesi yazılmış bulunur.” hadîs vardır diye benden sual ettiler. Dedim: “Bir acib şahıs, bu milletin başına geçer ve sabah kalkar başına şapka giyer ve giydirir.” Bu cevaptan bunu sordular: “Acaba o zaman onu giyen kâfir olmaz mı?” Dedim: “Şapka başa gelecek, secdeye gitme, diyecek. Fakat baştaki hakiki iman şapkayı da secdeye getirecek, Müslüman edecek. İnşâallah.”
Sonra dediler: “Aynı şahıs bir su içecek, onun eli delinecek. Bu hâdise ile Süfyan olduğu bilinecek?” Ben de cevaben dedim: “Bir darb-ı mesel var ki çok israflı adama “Eli deliktir.” yani elinde mal durmuyor, akıyor, zayi olur, deniliyor. İşte o dehşetli adam bir su olan rakıya müptela ve onunla hasta olacak ve kendisi hadsiz israfata girecek, başkalarını da alıştıracak.”
Sonra birisi sordu ki: “O Süfyan, öldüğü zaman İstanbul’da Dikili Taş’ta şeytan bütün dünyaya bağıracak ve işittirecek ki filan öldü.” Ben o vakit dedim: “Telgrafla haber verilecek.” Fakat bir zaman sonra radyo çıkmış, işittim. Eski cevabım tam değilmiş, bildim. Dârülhikmette iken dedim: “Şeytan gibi radyo ile dünyaya işittirecek.”
Sonra Sedd-i Zülkarneyn ve Ye’cüc ve Me’cüc ve dabbetü’l-arz ve Deccal ve nüzul-ü İsa aleyhisselâm hakkında sualler sorulmuştu. Ben de cevap vermiştim. Hattâ eski risalelerimde onlar kısmen yazılmışlar.
Bir zaman sonra Mustafa Kemal’in iki defa şifre ile ve Van’ın eski valisi ve benim dostum Tahsin Bey’in vasıtasıyla beni Ankara’ya taltif için –neşredilen Hutuvat-ı Sitte’ye mükâfaten– celbetti, gittim. Şeyh Sünûsî o Kürtçe lisanı bilmediğinden beni onun yerinde üç yüz lira maaşla vilayat-ı şarkiyeye vaiz-i umumî hem mebus hem diyanet riyaseti dairesinde Dârülhikmet azalarıyla beraber eski vazifem ile memnun etmek ve benim Van’da temelini attığım Medresetü’z-Zehra ve şark dârülfünunuma Sultan Reşad’ın verdiği on dokuz bin altın lirayı yüz elli bin banknota iblağ ederek –iki yüz mebus içinde yüz altmış üç mebusun imzasıyla– kabul edildiği halde; ben Beşinci Şuâ aslının verdiği haberin bir kısmını, orada o adamda gördüm. Mecburiyetle o çok ehemmiyetli vazifeleri bıraktım. Ve bu adamla başa çıkılmaz, mukabele edilmez diye dünyayı ve siyaseti ve hayat-ı içtimaiyeyi terk edip yalnız imanı kurtarmak yolunda vaktimi sarf

