tahkik et.” karinesiyle manayı ifade etmeyen hecaî harfler murad olmayıp belki “kelimeler” manasındaki “Sözler” namıyla risaleler muraddır. لَا يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلَّا اللّٰهُ
رَبَّنَا لَا تُؤَاخِذْنَٓا اِنْ نَسٖينَٓا اَوْ اَخْطَاْنَا
Said Nursî
***
Aziz, sıddık kardeşim Re’fet Bey!
Senin âlimane suallerin Risale-i Nur’un “Mektubat” kısmında çok ehemmiyetli hakikatlerin anahtarları olmasından senin suallerine karşı lâkayt kalamıyorum. Bunun kısa cevabı şudur:
Madem Kur’an bir hutbe-i ezeliyedir, nev-i beşerin umum tabakatıyla ve ehl-i ibadetin bütün taifeleriyle konuşur; elbette onlara göre müteaddid manaları ve küllî manasının çok mertebeleri bulunacak. Bazı müfessirler, yalnız en umumî veya en sarîh veya vâcib veya bir sünnet-i müekkedeyi ifade eden manayı tercih eder.
Mesela, bu âyette وَمِنَ الَّيْلِ فَسَبِّحْهُ dan ehemmiyetli bir sünnet olan iki rekat teheccüd namazını ve اِدْبَارَ النُّجُومِ dan, bir sünnet-i müekkede olan sabah fecir sünnetini zikretmiş. Yoksa evvelki mananın daha çok efradı var. Kardeşim, seninle konuşmak kesilmemiş.
***
Aziz, sıddık kardeşlerim!
Şimdi zuhr namazını kıldım, tesbihat içinde siz hatırıma geldiniz ki her biri hem kendini hem hanesindeki akrabasını düşünmekle mahzun olur. Birden kalbe geldi ki:
Madem eski zamanlarda âhiretini dünyasına tercih edenler, hayat-ı içtimaiyenin günahlarından kurtulmak ve âhiretine hâlisane çalışmak niyetiyle mağaralarda, çilehanelerde riyazet ile hayatlarını geçirenler bu zamanda olsaydılar, Risale-i Nur şakirdleri

