gafletten uyanmak veya dalalette ve sefahette muannid ise karşısında şeair-i İslâmiye nevinde izhar etmek, izzet-i diniyeyi göstermek gibi çok cihetle, hususan bu zamanda ve ihlas dersini tam alanlarda değil riya, belki gizliden tasannu karışmamak şartıyla çok ziyade sevaplı olabilir diye bir teselli buldum.
***
İki gün evvel sorgu hâkimi beni çağırdığı vakit, ben kardeşlerimi nasıl müdafaa edeyim diye düşünürken İmam-ı Gazalî’nin “Hizbü’l-Masûn”unu açtım. Birden bu âyetler nazarıma göründü:
اِنَّ اللّٰهَ يُدَافِعُ عَنِ الَّذٖينَ اٰمَنُوا ۞ يَسْعٰى نُورُهُمْ بَيْنَ اَيْدٖيهِمْ
وَبِاَيْمَانِهِمْ ۞ اَللّٰهُ حَفٖيظٌ عَلَيْهِمْ ۞ طُوبٰى لَهُمْ
Baktım ki: Birinci âyet –şeddeler sayılsa ve meddeler sayılmazsa اٰمَنُوا deki “vav” dahi meddedir– makam-ı cifrîsi ve ebcedîsi bin üç yüz altmış iki (1362) eder ki tam tamına bu senenin aynı tarihine ve bizim mü’min kardeşlerimizi müdafaaya azmettiğimiz zamana hem manası hem makamı tevafuk ediyor. Elhamdülillah dedim, benim müdafaama ihtiyaç bırakmıyor.
Sonra hatırıma geldi ki: “Acaba netice ne olacak?” diye merak ettim. Gördüm: اَللّٰهُ حَفٖيظٌ عَلَيْهِمْ ۞ طُوبٰى لَهُمْ deki iki cümle, tenvin sayılmak şartıyla, makam-ı cifrîsi aynen bin üç yüz altmış iki (eğer bir med sayılmazsa iki, eğer sayılsa üç eder) tam tamına hıfz-ı İlahiyeye pek çok muhtaç olduğumuz bu zamanın, bu senenin ve gelecek senenin aynı tarihine tevafuk ederek, bir seneden beri büyük bir dairede ve geniş bir sahada aleyhimize ihzar edilen dehşetli bir hücum karşısında mahfuziyetimize teminat ile teselli veriyor.
Risale-i Nur bu hâdisede daha parlak fütuhatı hâkim dairelerde bulunmasından şimdiki muvakkat tevakkuf bizi meyus etmez ve etmemeli. Ve Âyetü’l-Kübra’nın tabı sebebiyle müsaderesi, onun parlak makamına nazar-ı dikkati her taraftan ona celbetmesine bir ilanname telakki ediyorum.

