vahşetler, kasavetler, yeisler, beisleri tasavvur ettikçe biri cinnete yani cünuna, diğeri cennete yani Şam’a gitmek üzere, akıl ve ruhum seferber vaziyetini alıyorlar. Bunun içindir ki ne Seyda’nın yani Üstadın talebeliğini ve ne de sizin kardeşliğinizi bihakkın îfa edemediğimden ne yazacağımı bilemiyorum.

Hem de sizden gelen mektuplar saf, temiz, nurlu bir fikirden çıktığından, okuyanlara ışık veriyor. Zulmetli fikrimden çıkan arîzalar ise size zulmet vereceği ihtimalinden korkarak tez tez takdime cesaret edemiyorum.

Abdülmecid

***

(Re’fet Bey’in bir fıkrasıdır.)

Aziz ve muhterem Üstadım Efendim!

Sözlerin ve Mektubat’ın ve Pencereler’in fihristesi o kadar güzel olmuş ki bir defa sathî bir nazar atfeden kimse Risaletü’n-Nur eczalarının kıymet ve ehemmiyeti hakkında yek nazarda bir fikir edinebilir. Bu fihriste umum risalelere bedeldir. Hiçbir müellif, yazmış olduğu yüz yirmi kadar kitabının, her birisinin hülâsa-i mealinden ve bilhassa metnindeki âyâtı, birer birer münasip ve manidar bir tarzda ta’dad etmek suretiyle risalelerin gayatından ve mahiyetinden bahsetmek şartıyla böyle ehemmiyetli dört risaleyi vücuda getiremez. Fihriste’nin bâriz bir vasfı daha var ki o da kendi ihtiyarınızla olmayıp sünuhat-ı kalbiye ile olduğunu ispat ediyor. Biz bu halleri gördükçe sizin gibi bir Üstada nâiliyetimizden dolayı Rabb’imize çok şükür etmekteyiz.

Re’fet

***

(Hulusi Bey’in fıkrasıdır. Eğirdir’de bir kardeşimize gönderdiği mektuptandır.)

Üstad Hazretlerinin son Otuz Birinci Mektup’un On Üç ve On Dördüncü Lem’alarını hâvi olan pek kıymetli, nurlu ve hikmetli, serâpa nur olan hakaik derslerinden derin manalı, şirin lezzetli, asel-i musaffâ nevinden ekmel eserlerini almakla bahtiyar, cevap takdimine muvaffak olamamakla bedbahtım. Şuracıkta karalamaya niyet eylediğim birkaç satırla, o ders-i hakaikten aldığım feyzi izah