zedelenmiş ve mütemadiyen ehl-i dalalet nazar-ı dikkati şu hayata celb ede ede o derece nazar-ı dikkati kendine celbetmiş ki edna bir hâcet-i hayatiyeyi, büyük bir mesele-i diniyeye tercih ettiriyor.

Bu acib asrın bu acib hastalığına ve dehşetli marazına karşı Kur’an-ı Mu’cizü’l-Beyan’ın tiryak-misal ilaçlarının nâşiri olan Risale-i Nur dayanabilir ve onun metin, sarsılmaz, sebatkâr, hâlis, sadık, fedakâr şakirdleri mukavemet ederler.

Öyle ise her şeyden evvel onun dairesine girmeli. Sadakatle, tam metanet ve ciddi ihlas ve tam itimat ile ona yapışmak lâzım ki o acib hastalığın tesirinden kurtulsun.

Umum kardeşlerimize birer birer selâm ve dua ediyoruz.

***

Aziz, sıddık ve sebatkâr kardeşlerim!

Sizin faaliyetiniz ve sebatkârane çalışmanız, Risale-i Nur dairesinin zembereği hükmünde bizleri ve çok yerleri harekete getiriyorsunuz. Allah sizden ebeden razı olsun, bin âmin âmin!

Size, Hizbü’l-Kur’anî’den evvel gönderilen Risale-i Nur’un Virdü’l-A’zam’ına ilhak etmek için bir parçayı yazdık, bir parçayı da Yirmi Dokuzuncu Lem’a’da yerini gösterdik. Benim hususi tefekküratım o neviden olduğu cihetle bana ihtar edildi, ben de yazdım.

Sâniyen: Birkaç gün evvel size gönderdiğim son mektuptaki, hayat-ı dünyeviyenin hayat-ı diniyeye galebe etmesine dair ikinci meselesi münasebetiyle gayet ince ve kaleme alınmaz bir mana kalbe zahir oldu. Yalnız gayet kısa o manaya bir işaret edeceğim. Şöyle ki:

Bu acib asrın hayat-perest ehl-i dalaleti aldatan, sarhoş eden; fânilerden surî aldıkları zevki gayet acı ve elîm olduğunu ve ehl-i imanın ve hidayetin aynı yerde ve o fâniyatta bâkiyane ve ulvi bir zevk bulunduğunu gördüm ve hissettim fakat ifade edemiyorum.

Risale-i Nur’un müteaddid yerinde nasıl ispat etmiş ki ehl-i dalalet için zaman-ı hazırdan maada her şey ma’dum ve firakların elemleriyle doludur. Ehl-i hidayet için mazi, müstakbel müştemilatıyla mevcuddur, nurludur. Aynen öyle de fâniyatta, yani geçmiş