(ra) otuz üçüncü mertebede ve kaseminde Otuz Üçüncü Söz’ün eczaları olan o yüz on kitap ve mektubata birden işaret etmek için yüz on semavî suhuf namında yüz on muhtasar kitaplar ve o büyük mukaddes kitaplardan istimdad manasında olan şu:

وَاَسْئَلُكَ يَا مَوْلَاىَ بِفَضْلِكَ الَّذٖى ۞ عَلٰى كُلِّ مَا اَنْزَلْتَ كُتْبًا تَفَضَّلَتْ

kelâmıyla işaret eder.

Malûmdur ki ilm-i belâgatta ve fenn-i beyanda uzak ve gizli manalara delâlet etmek için karine tabir ettikleri emarelerden ve münasebetlerden birisi bulunsa uzak bir mana ve gizli ve işarî olan bir mefhum, karinenin kuvvetine göre sarîh ve zahir manası gibi kabul edilir. İşte bu kaideye binaen, bu işarî manaların her birisine müteaddid karineler, emareler bulunduğu gibi sair arkadaşları da ona karineler olur. Risale-i Nur’un mecmuundan haber veren sarîh fıkralar dahi her birisine kuvvetli bir karinedir.

İKİNCİ REMİZ

Kur’an’ın El-Âyetü’l-Kübra’sı olan

تُسَبِّحُ لَهُ السَّمٰوَاتُ السَّبْعُ وَالْاَرْضُ وَمَنْ فٖيهِنَّ

وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

nin hakikat-i kübrasını ve tefsir-i ekberini gösteren ve ramazan-ı şerifin ilhamî bir hediyesi bulunan Yedinci Şuâ Risalesi’ne Hazret-i İmam-ı Ali (ra) Mektubat’a işaretten sonra Lem’alar’a işaret içinde Şuâlar’a bakarak وَبِالْاٰيَةِ الْكُبْرٰى اَمِنّٖى مِنَ الْفَجَتْ deyip ilm-i belâgatça “müstetbeatü’t-terakib” ve “maârîzu’l-kelâm” denilen mana-yı zahirînin tebaiyetiyle ve perdesinin arkasıyla müteaddid karinelerin kuvvetine göre işaret eder. Ve o acib ve yüksek ve tevhidin hüccetü’l-kübrası ve El-Âyetü’l-Kübra’nın bir alâmet-i kübrası ve bir tefsir-i a’zamı olan risaleye “Âyetü’l-Kübra” namını veriyor. Ve o namla hem menbaı olan Âyetü’l-Kübra’nın azametini hem bu Yedinci Şuâ olan vahdaniyetin ve tevhidin bürhan-ı a’zamının fevkalâde kuvvetini ilan eder, haber verir.