Bunun üzerine hocalarının hangi ilim tabına muvafık olduğu, sualine cevaben:

Bu ilimleri birbirinden tefrik edemiyorum. Ya hepsini biliyorum veyahut hiçbirisini bilmiyorum, der.

Herhangi bir kitabı eline alırsa anlardı. Yirmi dört saat zarfında Cemu’l-Cevami’, Şerhü’l-Mevakıf, İbnü’l-Hacer gibi kitapların iki yüz sahifesini –kendi kendine anlamak şartıyla– mütalaa ederdi. O derece ilme dalmıştı ki hayat-ı zahirî ile hiç alâkadar görünmezdi. Hangi ilimden olursa olsun sorulan suale tereddütsüz derhal cevap verirdi.

***

O Zamanki Hayatına Kısa Bir Bakış

Evvela: Hükema-yı işrakiyyunun mesleklerine sülûk ederek zühd ve riyazete başladı. Hükema-yı işrakiyyun, tedric kanunu mûcibince vücudlarını riyazete alıştırmışlardı. O ise tedrice riayet etmeyerek birdenbire riyazete daldı. Gün geçtikçe vücudu tahammül etmeyerek zayıf düşmeye başladı. Üç günde bir parça ekmekle idare ediyordu. Ulema-yı işrakiyyunun “riyazetin küşayiş-i fikre hizmet ettiği” nazariyesi üzerine, onlar gibi yapacağım diye çalışıyordu.

Sâniyen: İmam-ı Gazalî Hazretlerinin İhyaü’l-Ulûm’unda tasavvuf nokta-i nazarında دَعْ مَا يُرٖيبُكَ اِلٰى مَالَا يُرٖيبُكَ kaidesine ittibaen, ekmeği bile bir zaman terk edip ot ile idareye koyuldu.

Sâlisen: Nadir konuşuyordu. Kürtlerin edib dâhîlerinden Molla Ahmed Hanî Hazretlerinin, gündüzleyin bile havf ile girilen kubbe-i saadetine kapanır, bazen geceleyin de orada kalırdı. Bundan dolayı ahali, Bedîüzzaman’a: “Ahmed Hanî Hazretlerinin feyzine mazhar olmuştur.” diyordu. Bu hali, müşarün-ileyhin kerametine hamlederlerdi. O vakitlerde kendisi on üç on dört yaşlarında idi.

Sonra ulemadan mümtaz simalarla mülakat etmeye karar verdi ve Bağdat’a ziyaret kasdıyla hocasından izin istedi. Derviş kıyafetine girdi. Yolları takip etmeden dağlarda, ormanlarda gece dolaşarak Bağdat’a gitmek niyetinde iken Bitlis’e geldi. Bitlis’te Şeyh Mehmed Emin Efendi Hazretlerinin yanına giderek iki gün kadar