Hem öyle bir esaretle mahkûm edilmişler ki –Allah! Allah!– her fırsatta öyle dehşetli şenaatler yapılmış ki Engizisyon mezalimine rahmet okutacak işkenceler, bîçare ehl-i İslâm’a tatbik edilmiş; gözyaşlarına bedel, damarlarından mütemadiyen kanlar akıttırılmış; bir değnek cezaya mukabil, ehl-i hamiyetin boyunları, gaddar zalimlerin elleriyle koparılmış, atılmış; o bîçare Müslüman hamiyet-perverlerinin bir kısmı darağaçlarına asılmış, hayatlarına hâtime verilmiş, dünyanın ufuklarında merhametsizce teşhir edilmiş. Hem hayat-ı dünyevîleri parça parça edilmiş hem hayat-ı uhreviyeleri zedelenmiş; bir kısmının ise her iki hayatları ve saadetleri birden imha edilmiş… Nedendir?” diye vaki olacak sualin cevapları, elmas hazinesine değer kıymetindeki bu risalenin Birinci Nokta’sının verdiği izahatın neticesinden anlaşılmaktadır.
İşte bu zavallı Müslümanlar hak ve hakikat mesleğinde giderlerken, hataya ve yanlışa düşmeleri yüzünden ihlasları zedelenmiş, aralarına rekabet girmiş, beynlerindeki ittifak ve ittihat yerine tefrika ve ihtilaf girmiş. Bi’n-netice, bu haller tedavi edilmemiş, bu marazlar tevessü etmiş; bu halleri gören ehl-i dalalet, ehl-i İslâm’ın bu ihtilafat ve tefrikasını ganimet bilmiş, desiselerle âlem-i İslâm’a hücum etmişler, zavallı ehl-i İslâm’ı pek müthiş bir esaret altına almışlar, mahvetmek için çalışmışlar.
İşte asırlardan beri üç yüz elli milyon ehl-i İslâm’ı, zincirler altında, her gün her saat her an inim inim inleten haletlerin sebepleri, bu risalenin Birinci Noktasıyla pek hakikatli bir surette izah edilmiş. Fakat heyhat! Zaman ve zemin müsait değilmiş ki beş noktadan yalnız bir noktası yazılmış, diğerleri tehir edilerek yazılmamış.
Hüsrev
YİRMİ BİRİNCİ LEM’A:
وَلَا تَنَازَعُوا فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَ رٖيحُكُمْ ۞ وَقُومُوا لِلّٰهِ قَانِتٖينَ ۞
قَدْ اَفْلَحَ مَنْ زَكّٰيهَا وَقَدْ خَابَ مَنْ دَسّٰيهَا ۞ وَلَا تَشْتَرُوا بِاٰيَاتٖى ثَمَنًا قَلٖيلًا
âyetlerini tefsir eder. Her amel-i hayırda, hususan uhrevî hizmetlerde ihlasın en mühim bir esas olduğunu bildiren çok kıymettar bir risaledir. Bu risale, evvela bu müthiş zamandaki Kur’an hâdimleriyle konuşarak der ki:

