rahatça icad edip idare ettiğini ve bu keyfiyet-i icad eğer müteaddid esbaba verilse, vahdetten kesrete girildiği için en küçük bir şeyin icadı, en büyük bir şeyin icadı gibi pek çok masraflı, pek çok müşkülatlı, pek çok zahmetli olduğunu temsilleriyle ispat eder.

İkincisi: Mevcudatın icadı ya ibda ve ihtira suretiyle hiçten ve yoktan olacak veyahut inşa ve terkip suretiyle anâsır ve eşyadan toplamakla olacak. Bu iki surette; icad-ı eşya Zat-ı Ferd-i Vâhid’e verilmez de esbabdan istenilse, hadsiz derece müşkülatlı ve suubetli ve gayr-ı makul, belki de pek çok muhalatı intac edecek. Eğer cilve-i ferdiyete ve sırr-ı ehadiyete verilse; bir kibrit çakar gibi eserleriyle azameti anlaşılan nihayetsiz kudretiyle, hiçten ve ademden veyahut anâsır ve eşyadan toplamak suretiyle âyine-i ilmindeki muayyen ilmî kalıplarla, hadsiz derece kolaylıkla ve suhuletle eşyanın icad edildiği görülecek.

Üçüncüsü: Eğer bütün eşyanın icadı bir Zat-ı Ferd-i Vâhid’e verilse, bir tek şey gibi kolay olduğunu ve eğer esbaba ve tabiata havale edilse, bir tek şeyin vücudu umum eşya kadar müşkülatlı olduğunu, üç şirin temsil ile izah eder.

Birinci Temsil: Bin nefere ait bir vaziyet ve idare, o bin neferi idare eden bir zabite havale edilse ve bir nefer de on zabitin idaresine verilse, bin neferin idaresinin ne kadar kolay olduğunu ve bir neferin idaresinin ne kadar müşkülatlı olduğunu…

İkinci Temsil: Ayasofya gibi kubbeli bir caminin kubbesindeki taşların muallakta durmaları ve o vaziyeti teşkil etmeleri taşlardan istenilse, nihayet derecede suubetli olduğunu ve bir ustadan o vaziyet istenilse, nihayet derecede kolay olduğunu…

Üçüncü Temsil: Küre-i arz, Zat-ı Ferd-i Vâhid’in bir memuru olarak hareket etse, o hareketten hasıl olan haşmetli ve azametli neticelerin gayet suhuletle husulü, vahdetteki kolaylığı gösterdiği gibi şirk ve küfür yolunda aynı neticeleri istihsal etmek için küre-i arzdan milyonlar defa büyük, hadsiz hesapsız cirmleri hudutsuz bir mesafede küre-i arzın etrafında hem küre-i arzın mihver-i yevmîsi üzerindeki devri gibi yirmi dört saatte bir defa hem mihver-i senevîsi üzerindeki devri gibi her senede bir defa dolaştırmak gibi suubet ve müşkülatın en dehşetlisi olan bir vaziyetini kabul etmek lâzım geldiğini ve esbab ve tabiata icad verenler “kitap, saat, fabrika ve saray misalleriyle” echeliyetlerin en antikasını irtikâb ettiklerini izah eder.