bir şule, ömürden bir dakika, mevcudiyetten bir cüz-ü cüz’î verilmiş ki tabakat-ı kâinatta serilmiş hadsiz envadan, adetsiz efraddan küçük, nazik, zayıf bir ferttir.
Fakat ubudiyete nâzır ikinci vechiyle, hususan acz ve fakr cihetinde, pek büyük bir vüs’ati var. Çünkü mahiyet-i maneviye-i insanîde nihayetsiz azîm bir acz, hadsiz cesîm bir fakr mündericdir ki bu cihetle, kudreti nihayetsiz bir kadîrin, gınası nihayetsiz gani bir zatın hadsiz tecelliyatına câmi’ geniş bir âyine olmuştur.
Dördüncü Mukaddime: İnsan hayat-ı hayvaniye-i maddiye-i dünyeviye cihetinde öyle bir çekirdeğe benzer ki kudretten mühim cihazlar, kaderden dakik programlar insana verilmiş. Tâ ki insan, toprak altında dar âlemden çıkıp geniş olan âlem-i fezada bir ağaç olmasını Hâlık’ından o istidat lisanıyla istesin.
Halbuki o insan sû-i mizacından, o cihazatı ve o programları bazı mevadd-ı muzırra-i vâhiyenin celbine sarf edip o dar yerde, cüz’î bir telezzüz içinde, kısa bir zamanda faydasız tefessüh ettirir. Mes’uliyet-i maneviyeyi yüklenip gider.

