mukabil; tasdik ile iman ve tevhid ile iz’an ve şehadet ve ubudiyet ile mukabele etmektir.

İşte bunlar gibi vücuh-u ibadat ve tefekkürat ile insan hakiki insan olur. Ahsen-i takvimde olduğunu gösterir. Yümn-ü iman ile emanete mâlik emin bir halife-i arz olur.

Dokuzuncu Mukaddime: İnsan cismaniye-i nebatiye ve maddiye-i hayvaniye cihetinde; sağir bir cüz’î, hakir bir cüz, fakir bir mahluk, zayıf bir hayvandır ki mevcudat-ı dehhaşe-i seyyale-i mütemevvicenin dalgaları içinde çalkanıp gidiyor. Fakat muhabbetullahı tazammun eden imanın nuruyla münevver olan İslâmiyet’in terbiyesiyle tekemmül eden insaniyet cihetinde, ubudiyeti içinde bir sultan ve cüz’iyeti içinde bir küllî; hakareti içinde makamı pek büyük ve daire-i nezareti pek geniş bir nâzırdır ki diyebilir: “Dünya hanemdir, güneş lambamdır, bu nebatat ve hayvanat hattâ insanlar, şu hanemin levazımatı ve müzeyyenatıdır.” Eğer ubudiyetinde tam bu kasra mâlik olsa sultanlar ve güneşler, onun kasrının ecza ve ahcarı hükmüne girerler.

İşte şu sırdandır ki bazı böyle fakir bir kimse kendini, kendinden çok mertebe a’lâ olandan a’lâ görür. Nasıl ki bir adam elindeki