müstakzer şeyler de bulunur. Bu kardeş ise bu güzel şeylerden istifade etti. Mülevvesata bakmadı. İstirahat etti. Evvelki meş’um kardeşi ise murdar şeylerle meşgul oldu. Midesini bulandırdı.

Sonra bu güzel huylu arkadaş da gitgide öteki kardeşi gibi bir sahra-yı azîme dâhil oldu. Birden hücum eden bir arslanın sesini işitti, korktu lâkin kardeşinden daha az korkmuştu. Zira o arslanın, sahra sultanının bir memuru olduğu ihtimali kendisine teselli verdi. Lâkin yine kaçtı. Altmış arşınlık derinliğinde bir bi’r-i muattalaya yani susuz bir kuyuya rast geldi, kendini içine attı. Ortasında duran bir ağacı tuttu. O da kardeşi gibi gördü ki iki mahluk, o ağacın iki kökünü de kesiyorlar.

Sonra baktı, yukarıda arslan, aşağıda büyük bir yılan var. Yılan geniş ağzını açmış, ayağına takarrub etmiş olduğunu gördü. Bîçare o da havfından tedehhüş etti. Lâkin onun dehşeti, kardeşinin dehşetinden çok derece daha hafif idi. Çünkü güzel hüsn-ü zannıyla ve fehmiyle bu umûr-u acibeyi birbiriyle alâkadar ve bir emir ile hareket eder gibi görmekle anladı ki bu işlerde bir tılsım var. Bunlar bir hâkimin emriyle dönerler. O hafî