zahiren bir hüzün gösteriyorlar. Fakat bâtınen mesrur oluyorlar. Zira o vazifenin külfet ve mes’uliyetinden kurtuluyorlar. Hem ettikleri hizmetlerine mukabil mükâfatlarını almak için vatan-ı aslîlerine dönüyorlar. Hem sultanlarına kavuşuyorlar. İşte bak! O memurlar, bazen acemi ve kaba bir nefere rast geliyorlar. Nefere “Silahını, atını teslim et! Sana izin vereceğiz.” diyorlar. Nefer onlara diyor: “Ey efendiler! Sizi tanımıyorum. Ben devletin askeriyim, padişahın hizmetindeyim, sonra huzuruna çıkacağım, yanına döneceğim. Eğer onun izin ve rızası ile gelmiş iseniz baş ve göz üstüne. Yok, cesaretimi tecrübe için emir etmiş de rızası yoksa yanlış geldiniz. Bendeki emanetini muhafaza ve sultanımın haysiyetini himaye yolunda bütün kuvvetimle sizinle müdafaa edeceğim.”

İşte bu yolda, baştan başa hal bu minval üzere gidiyor. Her taraftan sürur ve şenlik sadâsı geliyor. Bir taraftan sürur içinde tahşidat-ı askeriye tekbir ve tehlil ile başlamış. Evet, hayvanat cinsindeki bütün tevellüdat, tahşidata benzer. Diğer taraftan yine sürur ile terhisat-ı askeriye bir velvele-i tekbir ve teşekkür içinde başlamış. Evet, zîhayat cinsindeki bütün vefiyat bu terhisata benzer.