İşte Kur’an-ı Hakîm beşere böyle bir hediye getirmiştir. Eğer beşer bu hediyeyi kabul edip güzelce istimal etse hayat-ı dünyevîde cennet-i maneviyeyi andıran bu ikinci yoldan gidecektir. Ne geçmişten hüzün eder ve ne de gelecekten havf ve perva eder.

Ey Avrupa! Evvelki cehennemî yol, senin açtığın yol olduğu, senin desatirin ile sabittir. Çünkü senin nazarında hayatın düsturu: “Her zîhayat, kendi nefsine mâliktir ve kendi zatı için çalışır, lezzeti için sa’y eder, bir hakk-ı hayatı vardır. Hayatının gayesi, kendisine aittir.” dersin. Ve netice-i himmeti: “Hıfz-ı beka ve temin-i hayata münhasırdır. Ve kuvvetine güvenmelidir. Zira medar-ı hayat olan, düstur-u cidaldir. Belki hayat, cidaldir.” diye hükmediyorsun. Daha bunlar gibi çok esasat-ı bâtıla ile beşeri evvelki yola sevk ettin.

Acaba medar-ı hayat olan düstur-u teavün ezharü’n-mine’ş-şems (güneşten daha zahir) olduğu halde, nasıl kör oldun görmüyorsun? Evet, şems ve kamerden tut tâ nebatatın hayvanatın imdadına ve hayvanatın insanların imdadına ve mevadd-ı gıdaiyenin semeratın imdadına hattâ taamın zerratı, hüceyrat-ı bedenin tagaddisi için kemal-i intizam ile koşmaları bir Rabb-i Kerîm’in emriyle bir vazife-i