vazife-i hayatlarını eda edip ahsen-i takvim suretini aldılar. Ve bütün mahlukat üstünde öyle bir mertebeye çıktılar ki yümn-ü iman ve emanetle mücehhez emin birer halife-i arz oldular.
Şu meydan-ı tecrübe ve şu destgâh-ı imtihandan sonra Rabb-i Kerîm, onları saadet-i ebediyeye ve Dârü’s-selâm’a davet ederek onlara öyle bir surette ikramlar etti ki hiç gözler görmemiş ve kulaklar işitmemiş ve kalb-i beşere hiç hutur etmemiş gayet parlak ikramlarla onları rahmetine mazhar etti.
Evet, ebedî ve sermedî bir cemalin seyirci müştakı ve âyinedar âşığı, elbette bâki kalıp ebede gidecektir. İşte hizbü’l-Kur’an’ın âkıbeti öyledir inşâallahu teâlâ.
Amma füccar ve eşrar olan güruh ise:
Şu kasr-ı âleme girdikleri vakit, bütün delail-i vahdaniyete karşı küfür ve bütün nimetlere karşı küfran ile mukabele edip bütün mevcudatı kıymetsizlikle kâfirane bir itham ile tahkir ettiler. Bütün esma-i İlahiyenin tecelliyatına karşı red ile mukabele ettiklerinden mütenahî bir vakitte, gayr-ı mütenahî bir cinayet işlediler; gayr-ı mütenahî bir ikaba müstahak oldular.

