O vakit ona denildi: Ey cahil nâdan! Bir şeyin vücudu, bütün ecza ve şeraitinin vücuduna tevakkuf eder. Öyle ise vücudun semeresi, bütün esbab-ı vücuda verilir. Kâr ise vücudun semeresidir. Hasaret ise ademin semeresidir. Halbuki bir şeyin ademi, bir cüz-i vâhidin ademiyle veya bir şartın fıkdanıyla oluyor. Öyle ise ademin semeresi, in’idamın sebebine verilecektir.

Elhasıl: Yâ Said –aslahakellah– senin fahre ve gurura hakkın yoktur. Çünkü:

Evvelen: Şer, senden; hayır ise gayrıdandır.

Sâniyen: Şerrin küllî, hayrın cüz’îdir.

Sâlisen: Sen amel-i hayrın ücretini, amelden evvel almışsın. Belki bütün hasenatın seni, insan-ı müslim yapan Mün’imin in’amına karşı, öşr-i mi’şar-ı öşrüne de yani onda birin onda birinin onda birine de mukabil gelmez. Öyle ise daha gururun nedendir? Fahrin ne içindir?

İşte bu sırdandır ki cennete girmek, mahz-ı fazıldır. O dehşetli cehennem, ceza-yı amel ve ayn-ı adildir. Çünkü beşer bir şerr-i cüz’î ile bir cinayet-i külliye-i daimeyi işleyebilir.