tebdil edecek iki tılsım-ı imanîyi ve iki ilac-ı İslâmîyi ve bir nur-u Kur’anîyi Kur’an bize vermiştir.

O tılsım-ı imanînin biri, o müthiş ecel arslanını musahhar bir ata döndürür ve üzerine bizi bindirir. Ve bizi zindan-ı dünyadan kurtarır, huzur-u Rahman’a götürür, cennet-i bâkiyeye koydurur.

İkinci olan tılsım-ı imanî ile o darağacını yani zeval ve firakın ellerini tutup tazelenen güzel manzaralar üstünde yapılmış bir salıncak hükmüne getirir. Yani nehr-i zaman ve bahr-i dünyada tazelenen elvah-ı sanat-ı Rabbaniyeyi seyretmek için bir merkeb-i seyir ve tenezzüh olur.

Kur’an-ı Hakîm’in bir ilacıyla o acz yarası, tevekkül gülüne ve teslim çiçeğine döner. Bütün ağırlıklarımı, beni kaldıran tevekkül sefinesine koyup aczin iz’acatından beni kurtarıyor. “Emr-i kün feyekûn”e mâlik olan bir Sultan-ı cihan’a, acz tezkeresiyle istinad eden bir insana, ne gibi bir şey ağır olabilir?

Kur’an-ı Kerîm’in ikinci ilacı, fakr yarasını, vesile-i rızık ve rahmet-i bînihayeye ve iştiha-i lezzet-i nimet-i bîgayeye tebdil ve tashih eder.

Evet, nihayetsiz semerat-ı rahmete aç olan ruh ve letaif-i beşer, o nihayetsiz semerat-ı